Türkiye, Pakistan ve Suud hanedanlığı tarafından imzalanan ve Suriye, Mısır, Ürdün, Katar gibi körfez ülkelerinin dahiliyetiyle genişlemesi öngörülen bu askeri paktın, neşet etme nedeni ve zamanı yalın olarak analiz edildiğinde kime ve neye hizmet edeceği gören gözler için aşikar olacaktır.

Üç bölge ülkesinin anlaşmasıyla deklere edilen ‘Mekke Anlaşması’ bölge halklarının ve mazlumların yararına mı zararına mı olduğunun adını koymak gerekmektedir. İsminde, biz Müslümanlar için kutsal ve değerli olan ‘Mekke’ lafzını geçirince o şey değerli ve makul olmuyor. Hatta o tanımın itibarı zedelenebiliyor.

Ülkemiz ve bölgemiz için uzun vadeli, daha geniş amaçlar güttüğü, bütün sıkıntılı bölgelerdeki sorunların ele alınacağı, İslam birliğini hedeflediği lanse edilse de, hali hazırda Yemen’in Suud’a saldırı düzleminde gündem olup oluşturulan ve ilk gündemi de bu olan birliktelikleri, şu aşama üç temel unsura dair cereyan edecektir. Başka bir amaç, fayda ve programı var ise belirtirseniz seviniriz.

  1. Suud hanedanlığının savunulması
  2. Hem bölgesel hem küresel ekonomik krize neden olan Bab el-Mendeb boğazının açtırılması
  3. Yemen’den, israil ve bölgedeki amerika hedeflerine yönelik saldırıların engellenmesi

Bu üç amaç için harekete geçen bu üçlüden bizi ilgilendiren Türkiye yönetimi, 03.03.2003 tarihinde engellendiği gibi bugünde, bu ayıbı Türkiye halkının üzerine yüklemeleri engellenmeli ve izin verilmemelidir.

Normalde halka sorulsa; ekserisi değil kabul etmeyi, böyle bir şeyin konuşulmasını dahi abesle iştigal olarak görüp adamın ağzına küreği vurur. Maalesef bu askeri tezkere TBMM’den geçince izin verilmiş olacak ve Türkiye halkı adına Yemenli kardeşlerimizin üzerine bombalar yağdırılacak. Ki büyük ihtimalle rablerinden aldıkları talimatla, el kaldırıp indirme memurları otomatiğe bağladıkları görevlerini yapıp tezkereyi geçirecekler.

Aldıkları kararı ve verdikleri sözü hukuka uydurup resmiyete büründürmek için yakında TBMM gündemine getirip çıkartacakları tezkere karşısında, Müslümanların nasıl bir tutum alacağına karar vermeleri gerekir.

Bu askeri tezkere kapsamında Türkiye’nin yapacağı şey, asker göndermekten ziyade malum olduğu üzere yerli ve milli iha/sihaları, uçakları/helikopterlerini Suud hanedanlığının (devleti demiyoruz çünkü dikta rejimi kurmuş hanedanlık, Arabistan halkını temsil etmemektedir) hizmetine verecektir. Müslümanlar için kutsal olan Mekke/Medine başta olmak üzere bu değerli topraklarda İslam öncesindeki cahiliyenin birçok unsurunu yaşatıp zulüm nizamı kurmuş olan bu dikta rejimi, ülkeyi hem içeride hem dışarıda köleliğe mahkûm etmiştir. Ülke içinde tamamen eski dönem kölelik sistemi işlemektedir, mahrum bırakılmış ülkelerden getirdikleri mazlumları köle olarak kullanmaktadırlar. Oluşturdukları korku imparatorluğuyla yerli halktan rahatsız olup itiraz edenleri de bastırmakta hatta ortadan kaldırmaktadırlar, içeride en ufak bir sosyal/siyasal hareketin olması dahi imkansız düzeydedir. Esir ettikleri olsun kendileri olsun bu kölelik nizamını o kadar içselleştirmişler ki, kendilerini de Amerika başta olmak üzere küresel patronlara köle etmişlerdir. Yeni değil, 50 yıldır ‘Suudi Amerika’ diye genel geçer bir deyiş oluşmuştur, (yoktan yere oluşacak hali yok) gelinen noktada hücrelerine kadar amerikanın kulu olmuş vaziyettelerdir.

Sadece ekonomik/siyasal/düşünsel değil, Arabistan fiilen amerika’nın mandasıdır. Mekke, Kudüs’ten daha fazla esaret altındadır… Kutsal mekanımız olan Kabe esirken, Müslümanların bir geleceği olamaz. Mescidi Aksa zahiren küffarın işgali altındadır, öyle ya da böyle yakında ya da uzakta kurtarılır. Kabe ise manda rejimine terk edilmiş, hiçbir beis yokmuş gibi yaşanılmaktadır. Hatta Mescidi Aksa’dan önce Kabe özgürlüğüne kavuşturulmalıdır.  Zaten sadece Arabistan değil, topraklarımızdaki işbirlikçiler temizlendiği vakit Aksa’yı her türlü iki günde kurtarırız olmadı üç gün… 

Bu gerçeklikler ışığında, bizim yöneticilerimiz ne yapıyor. Bu zalim diktatörlükle, hanedanlıkla, kölelik nizamıyla stratejik ve askeri yoldaşlığa giriyor. Belli bir süreliğine görev yapan muhterislerin yaptığı şeyler, aldığı kararlar, verdiği sözler yüzünden bütün bir toplum olarak zan altında kalıyoruz. Memurlarımızın yaptığı ayıp yüzünden kardeşlerimizin yüzüne bakamaz hale geleceğiz hatta nesillerimiz bile bu ayıp altında ezilecekler. Halkın en az %90’ının bu kirli anlaşmaya rızası yoktur.

Ki mevzunun asli unsuru ise; bu üçlünün her yaptığı ve yapacağı, yukarıdaki üçüncü gerekçeye hizmet etmektedir. Kimsenin kimseye hikaye anlatmasına gerek yok, mevzu ortada hatta gören gözler için o kadar aşikar ki, dağlar taşlar bile bu hakikati idrak edebilmektedir. Kimlerin memnun olduğuna bakıp kime yaradığını, tümden olmasa da bir veçhesiyle kimin için işletildiğini anlayabilir ortalama bir akıl. Ensarullah hareketi, 3. Yılını bitirdiğimiz Aksa Tufanının ilk gününden beri amerika ve israili terletip kök söktürmeye devam etmekte, duracak gibi de gözükmemektedir. Geçen sene Amerika savaş açıp uçaklarıyla Yemen’in temiz topraklarını ve mazlum halkını bomba yağmuruna tuttu ama hiçbir sonuç alamadı. Bi de bizimkiler üzerinden deneyecekler bakalım ne olacak, ağa babaları baş edememiş Yemen’in çıplak ayaklı arslanlarıyla işleri zor valla, kurt murt ayağına gaza gelip saldırıp arslanlara yem olacak gariplerim. Bu arada olan bu toprakların garip evlatlarına olacak, ki uçaklarında güvende olacaklarından kayıp vermeyip görevlerini başarıyla tamamlayacaklardır. Zahiren; savaş kapsamında kazanmış sayılmış olabilirler, siyonistlerin Gazzeli kardeşlerimizi öldürdüğü gibi bombalarla Husileri yokta edebilirler ama kaybedenlerden olacaklar, kazananlarda Gazze’de direnen müminler gibi Yemen’in temiz evlatları olacaktır.

Mesele Yemen ise Yemen 10 yıldır Suud hanedanlığıyla savaşıyor, yeni bir durum yok ortada. Bizimkileri ilgilendiren tek şey, petrol sevkiyatı başta olmak üzere gemi ticaretini kapattıkları için ceplerine dokunması, petrolün artmasıyla içerdeki düzenlerinin bozulmasıyla koltuklarının tehlikeye girmesi (asıl karın ağrıları da bu zaten), Yemen Ensarullah yönetimi boğazın açıklığını garanti etsin ne işleri olacak bizim pragmatistlerin savaşta felan…

Petrol için el ele ortaklığı olarak tanımlanacak anlaşmanın para, petrol, ticaret gibi bir derdi olmasın umurları olmaz birbirlerinin derdinden. Hiç unutmayın, borçlu veya batmış bir adama her şeyi yaptırabilirsiniz. Pakistan ve Türkiye’nin bu ortaklıktan ne gibi bir faydası var diye baktığımızda, millet adına hiçbir ibare gözükmemektedir. İçeride ekonomik olarak batmış olan bu iki ülke sırf para veya başkaca bir ikbal için bu potaya girmiş gözüküyor.

Ne olduysa, Ankara’daki NATO toplantısı sonrası oldu… Temiz topraklarımızı necis varlıklarıyla kirleten batılı güç odakları, bizlerin üzerine basa basa onurumuzu çiğneyerek bölgemizde icra edecekleri savaş planlarını yapıp gittiler. Anlaşılan artık ellerini hiç mi hiç kirletmeye niyetleri yok, tarih boyu benzer stratejileri uygulamaya çalışıyor ve kısmen uyguluyorlardı ama gelinen noktada tümden bizlerin eliyle kendilerine karşı tehlike teşkil edip direnenleri bertaraf edecekler.

Bizim asalaklarda; “NATO toplantısı başkentimizde oldu”, “artık NATO’yu biz şekillendiriyoruz”, “3.0 döneminde aktör biz olacağız” diye seraplar görüp verilen iltimaslar ve meşruiyetler uğruna, NATO güzellemeleri yapıp maşalıklarını arttırmaktadırlar. Yazıklar olsun…

Kudüs için, Filistin için ya da başkaca bir zulüm altındaki İslam toprağı için bir araya gelmeyen ülkeler, bazılarının rahatsızlığı veya kendi ekonomik çıkarları olunca gayet kolay askeri paktlar kurabiliyormuş demek ki… Tabi ne kadar meşruiyetleri, etkileri, ciddiyetleri var orası tartışmalı ama basit bir masa bile olsa bunu bu zamanda bu hedeflere doğru oluşturup duyurup uygulamaya çalışmaları ancak ve ancak kendi acziyetlerini gün yüzüne çıkartmaktadır.

Bu basit anlaşma, iç kamuoyuna lanse etmeye çalıştıkları gibi; ilerde israil ve amerikaya karşı caydırıcı (yazarken sesli güldüm valla) bir blok değildir. Hele hele ‘islam birliği, islam ordusu, islam natosu” felan gibi tanımlamalar İslam’a yapılacak en büyük hakarettir. Buraya yazıyorum değil yarın öbür gün felan, ‘bu anlayış’ yüzyıl sonra bile İsraile en ufak bir tehlike teşkil edemez. Çünkü amacı, çıkarı ve koltuğunu muhafaza etmek olan kişi, ancak ve ancak o günün güç odakları tarafından maymuna çevrilir. Başka da bir cacık olmaz ondan…

Mekke anlaşması; tarihsel süreç içerisinde yoğrulmuş, Irak ve Suriye sahalarında pişirilmiş Sünni-Şia kutuplaşmasının hayat bulmuş hali olacaktır, inşallah olmaz… Böyle bir tablodan ne mazlumlar, ne mahrum bırakılmışlar, ne topraklarımızda acı çeken kadınlar/çocuklar/yaşlılar, ne gönüller ne zihinler ne de ruhlar, ne ağaçlar ne böcekler, ne dağlar ne taşlar, ne ekinler ne nesiller bir fayda göremez. Sadece ve sadece kaostan beslenen yerel dikta rejimleri yanında, ciğerimizdeki irin olan siyonizm hayat bulacaktır. Emperyalistlerde daha çooook uzun yıllar bölgemizi şekillendirmeye devam edecektir.

Son olarak şu hususu da belirtmeden geçemeyeceğim; Yemen’in meşru yönetimi başkent Sana’yı elinde bulunduran, suud hanedanlığının topraklarına yönelik hegemonik baskılarını reddedip onuru ve özgürlüğü için direnen, halkı için emperyalistlere dur diyen, ümmet bilinciyle Gazze’deki kardeşlerine sahip çıkıp imkansızlıklarına rağmen var gücüyle israil ve amerikayla cehdeden Ensarullah hareketidir. Ülkelerini; suud hanedanlığının kölesi yapmakla görevli, Amerikan emperyalizminin uşaklığına soyunacak olan, yürüttükleri savaşı dahi paralı askerlerle yapan, Yemen haklı nezdinde bir karşılığı olmayan, önlerine atılan kemiğe bakan köpekler değildir. Türkiye yönetiminin bu denklem içinde aldığı bu yanlış konum, Türkiye halkını zerre miskal temsil etmemektedir. Türkiye’yi yöneten iktidar, tez zamanda bu yanlış anlayıştan dönmeli, resmi olarak Husi yönetimini Yemen’in meşru yönetimi olarak tanıyıp ona göre diplomatik teamülleri işletmeli. Kerih suud hanedanlığı ve Amerika yanında saf tutmaktansa, özgürlükleri için cehdeden kardeşlerinin safına geçmeleri beklenmektedir.

İtiraz ve uyarılara rağmen Türkiye halkını temsilen, bizim imkanlarımızı kirli emellerinde kullanıp Yemenli kardeşlerimize zarar verecek olurlarsa, Yemenli kardeşlerimizden şimdiden özür diliyoruz ve bizleri bağışlamalarını diliyoruz. Önlerine set olup engelleyemediğimiz, masum çocukların korku dolu anlar yaşamasını, bacılarımızın sahipsiz kalmalarını, hanelerinin viran olmalarını, acı ve gözyaşına düçar olmalarını durduramadığımız için aflarına sığınıyoruz.

Allah cümlemize akıl, fikir, izan, basiret, feraset, cesaret, şeref bilinci ve özgürlük aşkı versin…

Yusuf Şanlı / 10.10.26

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir